HMK Madde 119 dava dilekçesinin içeriği adlı makalemizle sizlerleyiz. HMK Madde 119, dava dilekçesinin içeriğini düzenleyen bir hükümdür. Bu madde, Türkiye’de hukuk davası açma sürecini düzenler ve dilekçenin içermesi gereken zorunlu unsurları belirtir. Dava açanın taleplerini ve iddialarını mahkemeye doğru şekilde iletebilmesi için önemli bir rehber niteliğindedir.

HMK Madde 119 Dava Dilekçesinin İçeriği
HMK Madde 119 Dava Dilekçesi İçeriği
MADDE 119- (1) Dava dilekçesinde aşağıdaki hususlar bulunur:
a) Mahkemenin adı.
b) Davacı ile davalının adı, soyadı ve adresleri.
c) Davacının Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası.
ç) Varsa tarafların kanuni temsilcilerinin ve davacı vekilinin adı, soyadı ve adresleri.
d) Davanın konusu ve malvarlığı haklarına ilişkin davalarda, dava konusunun değeri.
e) Davacının iddiasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetleri.
f) İddia edilen her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceği.
g) Dayanılan hukuki sebepler.
ğ) Açık bir şekilde talep sonucu.
h) Davacının, varsa kanuni temsilcisinin veya vekilinin imzası.
(2) Birinci fıkranın (a), (d), (e), (f) ve (g) bentleri dışında kalan hususların eksik olması hâlinde, hâkim davacıya eksikliği tamamlaması için bir haftalık kesin süre verir. Bu süre içinde eksikliğin tamamlanmaması hâlinde dava açılmamış sayılır.
6100 sayılı Kanunda Yer Alan Madde Gerekçesi
1086 sayılı Kanunun 179 uncu maddesindeki düzenlemeye karşılık gelen bu madde ile, dava dilekçesinde bulunması gereken hususların neler olduğu, ilâve unsurlarla birlikte ve daha geniş olarak düzenlenmiştir. Mahkemenin adının dava dilekçesinde gösterilmesiyle, davacının dilekçeyi vereceği görevli ve yetkili mahkeme belirlenmiş olmaktadır. Davacı ve davalı gerçek kişi ise ad, soyadı ve adresleri; tüzel kişi ise bu takdirde tüzel kişinin türü, unvanı ve adresi belirtilecektir. Maddeyle davacının gerçek kişi ve Türk vatandaşı olması hâlinde Türkiye Cumhuriyeti Kimlik Numarasının da dava dilekçesinde belirtilmesi esası getirilmiştir. Malvarlığı haklarına ilişkin ve konusu para alacağı olmayan davalarda, harca esas miktarın belirlenebilmesi bakımından, dava konusunun değerinin gösterilmesi esası da dava dilekçesinde bulunması gereken zorunlu unsurlardan biri hâline getirilmiştir.
“Somutlaştırma yükü ve delillerin gösterilmesi” başlıklı 198 inci madde ile, tarafların, hangi delilin hangi vakıanın ispatı için gösterildiğini açıkça belirtme zorunluluğu, yani somutlaştırma yükü getirilmiş olduğundan, bu yükümlülük gereği, davacının iddia ettiği her bir vakıanın hangi delille ispat edileceğini, dava dilekçesinde belirtmesi esası da bir yenilik olarak maddede düzenlenmiştir. Böylece, özellikle ispat konusunda davaların usul ekonomisi ilkesine uygun bir biçimde, makul bir sürede sonuçlanması hedeflenmiştir.
Tarafların kanunî temsilcilerinin ve davacı vekilinin kimlik ve adres bilgilerinin bulunması, davanın konusunun ne olduğu, davacının iddiasının dayanağı olan vakıaların neler olduğu, davanın hukukî sebepleri, açık bir şekilde istem sonucunun ve davacının varsa kanunî temsilcisinin veya vekilinin, dava açma iradesini ortaya koyan imzasının dava dilekçesinde bulunması esası 1086 sayılı Kanunun konuya ilişkin düzenlemesi, yerleşik uygulama ve anlayışa uygun olarak muhafaza edilmiştir.
Cevap dilekçesi verme süresi 132 nci maddede düzenlendiğinden ve bu nedenle davacının cevap süresini belirtme yetkisi kalmadığından, cevap süresi, dava dilekçesinde bulunması gereken unsurlar arasında sayılmamıştır.
Maddenin ikinci fıkrasında, birinci fıkranın (b), (c), (ç), (ğ) ve (h) bentlerindeki hususlardan birinin veya birkaçının eksik olması durumunda, mahkemece davacıya eksikliği tamamlaması için kesin süre verileceği, bu süre içinde eksikliğin tamamlanmaması hâlinde, davanın açılmamış sayılacağı düzenlenmiştir.
Adalet Komisyonu Değişiklik Gerekçesi
Tasarının 124 üncü maddesinin ikinci fıkrasının başına, fıkrada sayılan istisna bentlerinin ait olduğu fıkrayı belirtmek amacıyla “Birinci fıkranın” ibaresi eklenerek, yine aynı fıkrada geçen “ yedi günlük” ibaresi, sürelerin hesabında kolaylık sağlanması ve uygulamadan kaynaklanan sorunların giderilmesi amacıyla “ bir haftalık” olarak değiştirilmiş, madde teselsül nedeniyle 125 inci madde olarak kabul edilmiştir.
HMK 119 (Dava Dilekçesinin İçeriği) Emsal Yargıtay Kararları
YARGITAY 13. HUKUK DAİRESİ Esas : 2015/43240 Karar : 2018/7752 Tarih : 5.07.2018
- HMK Madde 119 Dava Dilekçesinin İçeriği
Davacı, davalılar ile imzalanan 15.12.2005 tarihli sözleşme ile davalılardan daire satın aldığını, 40.000 USD peşin ödediğini ve bakiyesinin banka kredisi ile ödenmesinin kararlaştırıldığını, davalıların sonradan projenin mevcut hali ile yapı ruhsatı alınamadığı için yapı ruhsatı alacak şekle göre yeniden düzenlendiği ve dairenin metrekaresinin arttırıldığı gerekçesi ile 35.000 USD fark istediklerini, bunun üzerine ek bir sözleşme yapılarak bu hususların düzenlendiğini, satış bedelinin davalılara tamamen ödenmesine rağmen sözleşme uyarınca dairenin 31.12.2007 tarihinde teslimi gerekirken inşaatın tamamlanamadığını ve teslim edilemediğini, ek sözleşme ile dairenin 40 metrekare daha büyük olacağı taahhüt edilmesine karşın ancak 16 metrekare büyüme yapıldığını, ayrıca bina dışı donanımda ve dairede eksiklikler bulunduğunu ileri sürerek ve fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile eksik ve ayıplı işler nedeni ile ayıp oranında indirim tutarının ihtar tarihinden işleyecek en yüksek faiziyle ve 31/12/2007 tarihinden itibaren dava tarihine kadar hesaplanacak kira alacağının uygulanacak en yüksek faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemiştir.
davalılar, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile 10.000,00 TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren değişken yasal faiz oranı uygulanmak sureti ile hesaplanacak işlemiş faizi ile birlikte davalılardan müteselsilen tahsiline, fazlaya yönelik istemin reddine karar verilmiş; hüküm, taraflarca temyiz edilmiştir.
1-Davacı eldeki dava ile davalılardan satın aldığı dairenin ayıplı ve geç teslim edildiğini ileri sürerek ayıp oranında bedelde indirim ve kira tazminatı talep etmiştir. davalılar davanın reddini dilemiş; Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Ne var ki; dava dilekçesinde dava değeri 10.000,00 TL olarak gösterilmesine rağmen ne kadarının kira tazminatı ne kadarının ayıp oranında bedel indirimi karşılığı olarak istenildiği gösterilmediği gibi mahkemece, davacıya bu yönde bir açıklama da yaptırılmamıştır. HMK’nın 26/1. maddesinde “Hakim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir.” ve yine Hakimin davayı aydınlatma ödevi başlıklı HMK’nın 31/1. maddesinde “Hakim, uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu kıldığı durumlarda, maddi veya hukuki açıdan belirsiz yahut çelişkili gördüğü hususlar hakkında, taraflara açıklama yaptırabilir; soru sorabilir; delil gösterilmesini isteyebilir.” düzenlemesi mevcuttur. HMK 119/ğ. maddesinde de talep sonucunun açık bir şekilde yazılması gerektiğine değinilmiştir. Söz konusu düzenlemelere göre, hakim tarafından öncelikle davacının talep sonucu açıklattırılmalıdır. Mahkemece, 10.000,00 TL’lik dava değerinin hangi talep için ne miktarda olduğu açıklatılmaksızın hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
2-Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2009/19-109 Esas ve 2009/123 Karar sayılı ilamında değinildiği üzere, 10.04.1992 tarih, 1991-7 Esas 1992-4 Karar Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı, hakimin tefhim etmiş olduğu kısa kararla gerekçeli kararın uyum içinde olması gerektiğini öngörmektedir. Yargı erkinin görev ve yetkisi, Anayasa ile yasaları amaçlarına uygun olarak yorumlayıp uygulamak, keza İçtihadı Birleştirme Kararlarının bağlayıcılığını gözetmekten ibarettir. Kısa kararla gerekçeli karar arasındaki çelişkiye cevaz verilmemesinin amacı, kamunun mahkemelere olan güveninin sarsılmamasına yöneliktir. Tefhim edilen hüküm başka, gerekçeli karardaki hüküm başka ise bu durumun mahkemelere olan güveni sarsacağı tartışmasızdır.
Öyle ki, İçtihadı Birleştirme Kararında bu konuya çok büyük bir önem verilmiş, çelişkinin varlığı tespit edildiği takdirde, başka hiçbir incelemeye gerek görülmeksizin ve tarafların bu konuyu temyiz sebebi yapıp yapmadıklarına bakılmaksızın kararın salt bu nedenle bozulması gerektiğine işaret edilmiştir. Ayrıca 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’ nun 297. maddesinde hüküm fıkrasında nelerin yer alacağı açıklanmış; 297. maddenin 2. fıkrası ile “Hükmün sonuç kısmında gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir” hükmü getirilmiştir.
Somut uyuşmazlıkta, davacı kira tazminatı ve ayıp oranında bedel indirimi talep etmiş, bilahare talebini 39.242,00 TL olarak ıslah etmiştir. Mahkemece, gerekçe kısmında davacının kira tazminatının reddine, davacının mahkemece tayin edilen 2 haftalık kesin süreden sonra ıslah dilekçesi sunduğundan ıslah işlemi yapma hakkının ortadan kalktığı, dava dilekçesinde gösterilen değer üzerinden ve istemle bağlı kalınarak 10.000,00 TL maddi tazminatın faizi ile davalılardan müteselsilen davalılardan tahsiline karar verildiği belirtilmesine rağmen hüküm fıkrasında davanın kısmen kabulü ile 10.000,00 TL maddi tazminatın faizi ile davalardan müteselsilen tahsiline, davacının fazlaya ilişkin isteminin reddine karar verilerek gerekçe ile hüküm fırkası arasında çelişki oluşturulmuştur. Mahkemece, açıklanan yasal düzenleme gözetilmeyerek gerekçe ile hüküm fıkrası arasında çelişki oluşturulması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
3-Bozma nedenine göre tarafların sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda 1 ve 2 nolu bentte açıklanan nedenlerle kararın BOZULMASINA, 3 nolu bentte açıklanan nedenlerle tarafların temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan 170,78 TL harcın istek halinde davalı … Tekstil San. Tic. Ltd. Şti’ne, 171,00 TL harcın davalı … … Teks. Tic. Ltd. Şti’ne, 170,78 TL harcın davalı …-…Teşebbüsü’ne, 171,00 TL harcın davalı … İnş. Yat. San. Tic. A.Ş.’ye iadesine, HUMK’nun 440/I maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 05/07/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.
YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ Esas : 2016/21429 Karar : 2018/8523 Tarih : 4.07.2018
- HMK Madde 119 Dava Dilekçesinin İçeriği
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, davalı erkeğin aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.
2-Dava ve karar tarihinde yürürlükte bulunan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 119/1-e maddesi uyarınca davacı, dava dilekçesinde davanın dayanağı olan bütün vakıaları sıra numarası altında ve açık özetleriyle birlikte, davalı da aynı Kanunun 129/1-d maddesi gereğince savunmasının dayanağı olan bütün vakıaları sıra numarası altında ve açık özetleriyle birlikte cevap dilekçesinde göstermek zorundadırlar. Bunlar, dava ve cevap dilekçelerindeki talep sonucunun dayanağı olan ve bu talep sonucunu haklı göstermeye yarayan vakıalardır. Ön inceleme aşaması tamamlanıncaya kadar usulüne uygun biçimde bildirilen vakıaların doğru olduğu yargılama sırasında ispat edilirse, tarafların talep sonuçları da bu duruma göre kabul veya reddedilecektir. Kanunda öngörülmüş istisnalar dışında hakim, iki tarafın birinin söylemediği şeyi veya vakıaları kendiliğinden dikkate alamaz ve onları hatırlatabilecek davranışlarda dahi bulunamaz (HMK m.25/1). Mahkemece ancak tarafların dilekçelerinde dayandıkları vakıalar hakkında inceleme ve değerlendirme yapılabilir.
4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 184. maddesinde “Boşanmada yargılama usulü” ayrıca düzenlenmiş; anılan maddenin ilk fıkrasında “Boşanmada yargılama, aşağıdaki kurallar saklı kalmak üzere Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa tabidir” hükmüne yer verilerek, maddede sayılan istisnalar dışında, boşanma davalarının genel yargılama usulüne tabi olduğu belirtilmiştir. Boşanmada genel yargılama usulünün uygulanmasına ayrık olan kurallar ve uygulanması gereken özel usuller Türk Medeni Kanunu’nun 184. maddesinde sınırlı olarak belirtilmiş olmasına karşın; bu sınırlamalar ve istisnalar dışında, tarafların dayanmadığı vakıaların değerlendirmede esas alınacağına dair özel bir düzenlemeye yer verilmemiştir.
Somut olayda, mahkemece, gerekçeli kararda davalı erkeğe yüklenen sadakatsizlik vakıasına davacı kadın dava dilekçesinde ve cevaba cevap dilekçesinde dayanmamıştır. Mahkemece, usulüne uygun şekilde ileri sürülmeyen ve dayanılmayan vakalar davalı erkeğe kusur olarak yüklenemez. Gerçekleşen olaylara göre davalı erkeğin birlik görevlerini yerine getirmediği ve yerine getirmekten kaçındığı ispatlanmış olup, boşanmaya sebep olan olaylarda davalı erkek tamamen kusurludur. Ne var ki salt evlilik birliğinden kaynaklanan görevlerini yerine getirmeme ve bu görevlerden kaçınma kişilik haklarına saldırı teşkil etmez. Türk Medeni Kanunun 174/2. maddesi koşulları davacı kadın lehine gerçekleşmemiştir. O halde davacı kadının manevi tazminat isteğinin reddine karar verilecek yerde yazılı şekilde isteğin kabulü doğru olmayıp, bozmayı gerekmiştir.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda 2. bentte gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma kapsamı dışında kalan temyize konu bölümlerin yukarıda 1. bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 04.07.2018(Çrş.)
YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ Esas : 2018/249 Karar : 2018/11336 Tarih : 20.06.2018
- HMK Madde 119 Dava Dilekçesinin İçeriği
Dava, yolsuz tescil hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir.
Davacı, davalıdan 2009 yılında borç para aldığını, bu borca karşılık kendisine boş senet imzalatıldığını, borcunu ödemesine rağmen davalının bu senedi 60.000,00-TL bedelli olarak doldurup takibe koyduğunu, bu takibe karşı şikayet yoluna başvurduğunu, şikayet dosyasındaki duruşma gününün tarafına usulsüz olarak tebliğ edildiğini, icra takibinin hukuka aykırı şekilde kesinleşmesi sonucu maliki olduğu 7 adet taşınmazın ihale ile davalı tarafından alındığını, icra süreci devam etmekte iken tarafından yapılan şikayet üzerine … Asliye Ceza Mahkemesinde davalı hakkında tefecilik suçu nedeniyle mahkumiyet kararı verildiğini ileri sürerek dava konusu taşınmazların tapu kaydının iptali ile adına tesciline karar verilmesini, yargılama sırasında yapılan ıslah ile tapu iptal tescil istemine ek olarak borçlu olmadığının tespiti ile … İcra Müdürlüğünün 2009/13 sayılı dosyasındaki takibin iptaline karar verilmesini istemiştir.
Davalı davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, iddianın sabit olduğu gerekçesiyle davanın dava konusu 6 adet taşınmaz bakımından kabulüne, davacının borçlu olmadığının tespitine, … İcra Müdürlüğü’nün 2009/13 takip sayılı dosyasındaki takibinin iptaline, … parsel sayılı taşınmazın davacı ile bir ilgisinin bulunmadığı gerekçesiyle bu taşınmaza yönelik davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan dellillerden; davalının, borçlusu davacı olan 10.10.2007 keşide, 10.10.2008 vade tarihli senet bakımından icra takibi başlattığı borcun ödenmemesi üzerine dava konusu … , … , … , … , … ve … parsel sayılı taşınmazların … İcra Dairesinin 2009/13 takip sayılı dosyasında yapılan 05.04.2010 tarihli ihale ile davalı tarafından alacağına mahsuben edinildiği ve 20.04.2010 tarihinde taşınmazların tapuda davalı adına tescil edildiği dava konusu … parsel sayılı taşınmazın ise ½ payının davacı, kalan ½ payının da dava dışı … adına kayıtlı olduğu anlaşılmaktadır.
Hemen belirtmek gerekir ki; borçlu taraf İcra İflas Kanunu’nun 72. maddesi hükmü çerçevesinde; icra takibi öncesinde ve icra takibi sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir.
Öte yandan, HMK’nın 176 ve devam maddelerinde düzenlenmiş olan ıslah müessesesi, mahkemeye yöneltilmesi gereken tek taraflı ve açık bir irade beyanı ile tarafların dilekçelerinde belirttikleri vakıaları, dava konusunun veya istem sonucunun değiştirebilmesi imkanı sağlamaktadır. Usule ilişkin işlemlerin tamamen ya da kısmen ıslahı mümkündür. Ancak, her iki durumda da usulüne uygun açılmış bir davanın bulunması şarttır. Bu hale göre yargılaması devam eden bir dava içinde ıslah ile ikinci bir talepte bulunma olanağı bulunmamaktadır. Davacı isterse dava dilekçesini tamamen ıslah ederek dava konusunu değiştirebilirse de, yeni dava konusu önceki dava konusunun yerine geçer ve yine tek bir dava söz konusu olur. Islahta dava konusu olmayan bir istemin dava kapsamına alınması mümkün olmayıp başından beri dava konusu edilmeyen bir şeyin ıslah yoluyla dava konusuna dahil edilmesine yasal açıdan olanak bulunmamaktadır. (HGK’nın 29.06.2011 gün, 2011/1-364 E.-2011/453 K., 15.06.2016 gün, 2014/4-1193 E.-2016/800 ve 2015/7-917 E-2017/265 K. sayılı İlâmları)
Somut olaya gelince, davacı vekilinin 08.12.2015 tarihli ıslah dilekçesi ile; tapu iptal ve tescil talebinin yanında dava dilekçesinde dile getirilmeyen menfi tespit ve takibin iptali isteklerinin de hükme bağlanmasını istediği, mahkemece davacının menfi tespit ve takibin iptali istemleri de kabul edilmek suretiyle tapu iptal ve tescil hükmü kurulduğu anlaşılmaktadır.
Eldeki davada, davacı, takibe konulan 60.000-TL bedelli senedin davalı tarafından sonradan doldurulduğunu, davalıya olan borcunu ödemesine rağmen senedin takibe koyularak maliki olduğu taşınmazların cebri satış suretiyle usulsüz olarak edinildiği iddiasını ileri sürmüş, davalı taraf ise davacının borcunu ödemediği savunmasına bulunmuştur.
Bu durumda, uyuşmazlığın davacının davalıya borcu bulunup bulunmadığı noktasında toplandığı açık olup, bu hususun da ancak usulüne uygun olarak açılmış bir menfi tespit davası ile çözümleneceğin de kuşku yoktur.
Hal böyle olunca; davacı vekilinin 08.12.2015 tarihli ıslah dilekçesi ile ileri sürdüğü yeni istekler ıslah kapsamında değerlendirilemeyeceği gibi 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 119 vd. maddelerinde düzenlenen dava açma prosedürüne ilişkin usuli şartları taşımaması nedeniyle ek dava olarak da kabul edilemeyeceğinden davacı tarafa menfi tespit davası açması için süre verilmesi ve bu davanın sonucuna göre tapu iptal ve tescil istekli eldeki davanın çözüme kavuşturulması gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.
Davalının yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile, hükmün açıklanan nedenlerden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 20/06/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ Esas : 2016/19522 Karar : 2018/7070 Tarih : 31.05.2018
- HMK Madde 119 Dava Dilekçesinin İçeriği
Hukuk Muhakemeleri Kanununun 119/l-(f) hükmü uyarınca, gerek yazılı gerekse basit yargılama usulünde, iddia edilen her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceğinin, dava dilekçesinde belirtilmesi gerekir. Delillerin bildirilmesi hakkındaki bu düzenleme, Hukuk Muhakemeleri Kanunun’da kabul edilen somutlaştırma yükünün de bir gereğidir. Ön inceleme duruşmasında, taraflara dilekçelerinde gösterdikleri, ancak henüz sunmadıkları belgeleri mahkemeye sunmaları veya başka yerden getirtilecek belgelerin getirtilebilmesi amacıyla gereken açıklamayı yapmaları iki haftalık kesin süre verilir. Bu hususların verilen kesin süre içinde tam olarak yerine getirilmemesi hâlinde, o delile dayanmaktan vazgeçilmiş sayılmasına karar verilir (HMK m.140/5). Bu madde metninde vurgulanması gereken husus ‘dilekçelerinde gösterdikleri” ibaresinin kullanılmış olmasıdır. Taraflar, Kanunda belirtilen süreden sonra delil gösteremezler (HMK m. 145).
Dava dilekçesinde davacı karşı davalı erkek, tanık delilline dayanmamış, nüfus kaydını delil olarak göstermiş, 09.12.2015 tarihli dilekçesi ile tanık bildirmiş, bildirilen bu tanıklar dinlenilerek davacı karşı davalı erkeğin davasının kabulü ile tarafların boşanmalarına karar verilmiştir. Davacı karşı davalı erkek, dava dilekçesinde tanık deliline dayanmadığına göre dayanılmayan delilin bildirilmesi için ön inceleme aşamasında verilen süre sonuç doğurmaz ve bu tanıkların beyanları kusur belirlemesinde dikkate alınamaz (HGK 20.04.2016 tarih, 2014/695 ve 2016/522 karar sayılı kararı). Gerçekleşen bu durum karşısında mahkemece; yukarıda açıklanan sebeplerle,davalı-karşı davacı kadına yüklenecek kusurlu bir davranış ispatlanamadığından davacı-karşı davalı erkeğin davasının reddine karar verilmesi gerektiği halde, boşanma davasının kabulüne karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre sair yönlerin şimdilik incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 31.05.2018 (Prş.)
YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ Esas : 2016/16013 Karar : 2018/5196 Tarih : 18.04.2018
- HMK Madde 119 Dava Dilekçesinin İçeriği
1-Dava ve karar tarihinde yürürlükte bulunan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 119/1-e maddesi uyarınca davacı, dava dilekçesinde davanın dayanağı olan bütün vakıaları sıra numarası altında ve açık özetleriyle birlikte, davalı da aynı Kanunun 129/1-d maddesi gereğince savunmasının dayanağı olan bütün vakıaları sıra numarası altında ve açık özetleriyle birlikte cevap dilekçesinde göstermek zorundadırlar. Bunlar, dava ve cevap dilekçelerindeki talep sonucunun dayanağı olan ve bu talep sonucunu haklı göstermeye yarayan vakıalardır. Ön inceleme aşaması tamamlanıncaya kadar usulüne uygun biçimde bildirilen vakıaların doğru olduğu yargılama sırasında ispat edilirse, tarafların talep sonuçları da bu duruma göre kabul veya reddedilecektir. Kanunda öngörülmüş istisnalar dışında, hakim, iki tarafın birinin söylemediği şeyi veya vakıaları kendiliğinden dikkate alamaz ve onları hatırlatabilecek davranışlarda dahi bulunamaz (HMK m.25/1). Mahkemece ancak tarafların dilekçelerinde dayandıkları vakıalar hakkında inceleme ve değerlendirme yapılabilir.
4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 184. maddesinde “Boşanmada yargılama usulü” ayrıca düzenlenmiş: anılan maddenin ilk fıkrasında “Boşanmada yargılama, aşağıdaki kurallar saklı kalmak üzere Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa tabidir.” hükmüne yer verilerek, maddede sayılan istisnalar dışında, boşanma davalarının genel yargılama usulüne tabi olduğu belirtilmiştir. Boşanmada genel yargılama usulünün uygulanmasına ayrık olan kurallar ve uygulanması gereken özel usuller. Türk Medeni Kanunu’nun 184. maddesinde sınırlı olarak belirtilmiş olmasına karşın; bu sınırlamalar ve istisnalar içinde, tarafların dayanmadığı vakıaların değerlendirmede esas alınacağına dâir özel bir düzenlemeye yer verilmemiştir.
Eldeki davada mahkemece, gerekçeli kararda davalı erkeğe izafe edilen kusurlu davranışlara davacı kadın dava dilekçesinde vakıa olarak dayanmamıştır. Mahkemece, usulüne uygun şekilde ileri sürülmeyen ve dayanılmayan vakıalar davalı erkeğe kusur olarak yüklenemez. Bu durumda davacı kadının davasının reddi gerekirken, kabulü hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
2-Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür (TMK m. 6, 6100 s. HMK m. 190/l).Davacı kadın dava dilekçesinde erkeğin düğünde takılan ziynetleri aldığını ve iade etmediğini iddia etmiş, davalı erkek ise bu iddianın doğru olmadığını, ziynetleri kadının giderken yanında götürdüğünü savunmuştur. Davacı kadın ziynet eşyasının erkek tarafından götürüldüğünü veya zorla alındığını ispat yükü altındadır. Ziynet eşyalarının niteliği gereği, kadının ortak konuttan ayrılırken yanında götürmesi hayatın olağan akışına uygun düşer. Davacı kadının tanıklarının iddia edilen vakıayla ilgili somut, görgüye dayalı bir bilgileri yoktur. Dosyada iddiayı kanıtlamaya elverişli başkaca bir delil de bulunmamaktadır. Davacı kadın yemin deliline dayanmamış, gösterdiği diğer delillerle de dava konusu ziynet eşyalarının erkek tarafından elinden zorla alındığını ve iade edilmediğini ispat edememiştir. Bu durumda mahkemece, davacı kadının ziynet alacağı talebinin reddi gerekirken kabulü doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda 1. ve 2. bentlerde gösterilen sebeplerle BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 18.04.2018
YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ Esas : 2017/3703 Karar : 2017/9376 Tarih : 15.06.2017
- HMK Madde 119 Dava Dilekçesinin İçeriği
Borçlu … Ltd. Şti. vekili icra mahkemesine başvurusunda; borçlu şirkete 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 35. maddesi gereğince yapılan satış ilanı tebliğ işleminin usulsüz olduğunu ve sair fesih iddialarını ileri sürerek ihalenin feshini talep etmiş, mahkemece, iddiaların yerinde olmadığından bahisle şikayetin reddine karar verilmiş, kararın şikayetçi borçlu tarafından temyizi üzerine Dairemizin 14.02.2017 tarih ve 2016/24526 E., 2017/1967 K. sayılı ilamı ile borçlunun vekiline yapılan satış ilanı tebliğ işleminin Tebligat Kanunu`nun 17. maddesine göre usulsüz olduğu gerekçesiyle mahkeme kararı bozulmuştur.
HMK’nun 119/1-e maddesi uyarınca; şikayetçi, iddiasının dayanağı olan bütün vakıaları şikayet dilekçesinde göstermek zorundadır. Aynı Kanun`un 25. maddesi hükmüne göre de; hakim, şikayet dilekçesinde bildirilen vakıalarla bağlı olup, ileri sürülmeyen maddi olayları kendiliğinden gözetemez.
Somut olayda; şikayetçi borçlunun 09.3.2016 tarihli şikayet dilekçesinde, vekiline yapılan satış ilanı tebliğ işleminin usulsüz olduğunu açıkça ileri sürmediği görülmüştür. Bu durumda, kamu düzeniyle ilgili olmayan, re`sen dikkate alınacak hususlar kapsamında da bulunmayan; borçlu vekiline yapılan satış ilanı tebliğ usulsüzlüğü nedenine dayalı olarak ihalenin feshine karar verilmesi gerektiğinden bahisle kararın bozulması yerinde olmayıp, ihalenin feshini gerektirecek başkaca bir fesih sebebi de bulunmadığından, mahkemece verilen şikayetin reddine ilişkin kararın onanmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ:
İhale alıcısının karar düzeltme isteminin kabulü ile ( ONANMASINA ), oybirliğiyle karar verildi.
YARGITAY 20. HUKUK DAİRESİ Esas : 2015/17088 Karar : 2017/5289 Tarih : 12.06.2017
- HMK Madde 119 Dava Dilekçesinin İçeriği
Davacı 23.11.2011 havale tarihli dilekçesi ile davacıların murislerinin 1934 tarih ve 2510 sayılı iskan tapusuna istinaden … ilçesi … mevki Cilt 31 Sayfa 75 ve 76’da kayıtlı iki taşınmazın maliki olduklarını, murislerden …`un … Asliye Hukuk Mahkemesinin 1964/433 Esas sayılı dosyasında 1954 tarih ve 40 ve 41 sıra sayılı tapuları kapsayan taşınmazların … sayılan yerlerden olmadığı iddiasıyla dava açtığını, mahkemece davanın kabulüne karar verildiğini ancak hükmün Yargıtay 1. Hukuk Dairesince diğer murisin muvafakatının alınmadığı gereğine değinilerek bozulduğunu belirterek taşınmazların yeni ada ve parsel numaralarının tespiti ile Sarıyer Asliye Hukuk Makemesince karar verildiği üzere taşınmazların … sayılmayan yerleden olduğunun tespiti ile davacılar adına tapuya tescilini talep etmiş, mahkemece davacı vekiline dava konusu taşınmazların ada, pafta ve parsel bilgilerinin tespit edilerek bildirilmesi için süre verildiği ve davacı vekilinin verilen kesin süreye rağmen taşınmazların ada, pafta ve parsel numaralarının dosyaya sunulmadığı gerekçesiyle ispat edilmeyen davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, … kadastrosuna itiraza ve tapu iptali ve tescil talebine ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yörede 1938 yılında 3116 sayılı Kanun gereğince … kadastrosu yapılmış, 03/03/1938 tarihinde ilan edilerek kesinleşmiştir.
İncelenen dosya kapsamına, kararın dayandığı gerekçeye ve davacı vekilinin verilen kesin süre içerisinde davanın konusunu oluşturan taşınmazın tespite yarayacak ada, pafta ve parsel numaralarını bildirmemesi şeklindeki eylemin 6100 sayılı Kanunun 119/1-d maddesine aykırılık teşkil ettiğinin kabulünde bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
Bununla birlikte, dava dilekçesinin kapsamını belirleyen HMK’nun 119/1-d bendinde; “davanın konusu ve mal varlığı haklarına ilişkin davalarda, dava konusunun değerinin” dava dilekçesinde gösterilmesi zorunludur. Aynı maddenin ikinci fıkrasında ise, birinci fıkranın a, d, e, f ve g bentleri dışında kalan hususların eksik olması halinde, hakim davacıya eksikliği tamamlaması için bir haftalık kesin süre verir denilmiştir. Bu süre içinde eksikliğin tamamlanmaması halinde davanın açılmamış sayılır, amir hükmü yer almaktadır. Görüldüğü gibi, HMK`nun 119/1-d bendi süre verilmesi gereken bentler kapsamı dışında bırakılmıştır. Aynı maddenin b, c, ç, ğ ve h bentlerinde birinin ve bir kaçının eksik olması halinde, aynı maddenin 2 madde ve fıkrası uyarınca süre verilmesi hüküm altına alınmıştır.
492 sayılı Harçlar Kanunun 16/3. maddesine göre; “değer tayini mümkün olan hallerde dava dilekçelerinde değer gösterilmesi mecburidir. Gösterilmemiş ise davacıya tespit ettirilir. Tespitten kaçınma halinde dava dilekçesi muameleye konmaz.” Her ne kadar anılan maddenin 3. fıkrasında dava dilekçesi muameleye konulmaz denilmekte ise de, dava dilekçesi verilmek, esas defterine kaydedilmek ve bundan ayrı harca tabi ise harcını yatırmak suretiyle muameleye konulduğu konusunda bir duraksama olmamalıdır. Yani dava dilekçesi verilip kayıt numarası alındıktan sonra işleme konulmadığından söz edilemez. Bu nedenle, bu hükmün dava dilekçesinin reddi şeklinde yorumlanması ve bu biçimde anlaşılması gerekmektedir.
Mahkemece, her ne kadar davanın reddine karar verilmiş ise de, bu husus HMK’nın 370/2. maddesi uyarınca yeniden yargılamayı gerektirmediğinden hükmün 1 nolu bendinde yer alan “davanın reddine” ibaresinin hüküm fıkrasından çıkartılmasına, bunun yerine “HMK`nın 119/1 -d bendi ile 492 sayılı Harçlar Kanunun 16/3. fıkrası gereğince dava dilekçesinin reddine” ibaresinin yazılmasına ve hükmün 6100 sayılı Kanunun geçici 3. maddesi atfıyla HUMK’nın 438/7. maddesine göre düzeltilmiş bu şekliyle ONANMASINA, temyiz harcının istek halinde iadesine 12/06/2017 günü oy birliği ile karar verildi.
YARGITAY 13. HUKUK DAİRESİ Esas : 2016/25856 Karar : 2017/6256 Tarih : 24.05.2017
- HMK Madde 119 Dava Dilekçesinin İçeriği
Davacı, dava dışı işçi tarafından işçilik alacaklarının tahsili için açılan dava sonucu ödemek zorunda kaldıkları 21.700 TL tazminatın, hizmet sözleşmesi ile sorumlu olduklarını ileri sürdüğü davalı yüklenicilerden tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalılara tebliğ yapılamamıştır.
Mahkemece, davacı tarafça davalılara ait tebliğe yarar adresler kesin sürede bildirilmediğinden, HMK 119/son uyarınca davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiştir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 119. maddesinde dava dilekçesinde bulunması gereken hususlar sayılmıştır. Anılan maddenin ikinci fıkrasında ise, dava dilekçesinde bulunması gereken bu unsurlardan mahkemenin adı, dava konusu ve değeri, vakıalar, deliller ve hukuki sebepler dışında kalanlardan herhangi birinin eksik bırakılmış, yazılmamış olması durumunda hakimin davacıya eksikliğin tamamlanması için kesin süre vermesi gerektiği belirtilmiştir. Hukuk Muhakemeleri Kanununun 119. maddede verilen kesin sürenin bir haftalık süre olacağı da belirtilmiştir. Bu süre içinde eksikliğin tamamlanmaması halinde dava açılmamış sayılır(HMK.md.119/2).
Davacı tarafından mahkemeye verilen dava dilekçesinde, davalılara ait adreslerin gösterilmiş olduğu, dava dilekçesinde belirtilen davalılar adresine çıkartılan dava dilekçesi ekli duruşma gününü bildirir davetiyelerin ise bila ikmal iade olunduğu anlaşılmaktadır. Mahkemece, davalıların bildirilen adresine çıkartılan dava dilekçesinin bila ikmal dönmüş olması nedeniyle bir hafta içinde davalılarn açık adresinin bildirilmesi aksi halde davanın açılmamış sayılacağı hususunu içerir ara kararın davacı tarafa 03/02/2016 da tebliğ edildiği ancak bu ihtara cevap verilmediği gerekçesiyle HMK 119/2 uyarınca davanın açılmamış sayılmasına karar verildiği görülmektedir.
Her ne kadar mahkemece, HMK 119 maddesinde belirtilen dava dilekçesinde bulunması, bulunmaması halinde tamamlanması zorunlu unsurlardan olan davalının açık adresinin bildirilmemiş olduğu gerekçesi ile yazılı şekilde hüküm kurma yoluna gidilmiş ise de, anılan kanunun 119. maddesinde belirtilen husus, dava dilekçesinde davalı tarafın adresinin hiç yazılmamış, bildirilmemiş olması durumunda davacı tarafa verilecek bir haftalık kesin süre içinde bu eksikliğin tamamlanmasının istenmesi, tamamlanmaması halinde uygulanacak yaptırımın karşı tarafa ihtar edilmesidir. Aksine düşünce, gerek Tebligat Kanunun tebligata ilişkin ilgili hükümlerini (Teb.K. Md 21- 25-28) gerekse Tebligat Kanununun Uygulanmasına dair Yönetmeliğinin ilanen tebliğ ile ilgili 48 ve devamı maddelerini işlevsiz hale getirecektir.
Bu itibarla, davacı tarafın dava dilekçesinde, davalıların adresini göstermiş olması bu nedenle dava dilekçesinde bulunması zorunlu unsurun dilekçede belirtilmiş olduğu göz önüne alınarak davalının tebligata yarar açık adresinin mahkemece araştırılması, davalının tespit edilen adresine tebligat yapılması ve sonucu dairesinde hüküm kurulması gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenle kararın davacı yararına BOZULMASINA, HUMK’nun 440/1 maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 24/05/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.
YARGITAY 21. HUKUK DAİRESİ Esas : 2016/15346 Karar : 2017/2332 Tarih : 23.03.2017
- HMK Madde 119 Dava Dilekçesinin İçeriği
Davacı, işverenler tarafından hizmet sürelerinin bildirilmemesi nedeniyle emekli olmadığını bildirerek çalıştığı sürelerin tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, HMK’nun 119/2. maddesi gereğince davanın açılmamış sayılmasına karar vermiştir.
Hükmün, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Dava, hizmet tespiti istemine ilişkin olup mahkemece HMK’nun 119/2. maddesi gereğince davanın açılmamış sayılmasına karar verildiği, Hükmün Dairemizce 18/02/2016 gün ve 2015/21507 Esas, 2016/2378 Karar sayılı ilamı ile Bozulduğu, 05/07/2012 gün ve 6352 sayılı Yasa ile 5521 sayılı Yasaya eklenen geçici 2.maddesi uyarınca yapılan incelemeye ve mahkemenin direnme hükmünde dayandığı gerekçeye göre Dairemize ait anılan bozma ilamının ortadan kaldırılması gerektiği anlaşılmıştır.
SONUÇ:1-Mahkemece verilen direnme hükmünün yerinde bulunduğu anlaşıldığından Dairemizin mahkemenin anılan kararının bozulmasına ilişkin 18/02/2016 gün ve 2015/21507 Esas, 2016/2378 sayılı ilamının KALDIRILMASINA,
2-Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayanağı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davacı vekilinin yerinde bulunmayan bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı temyiz harcının davacıya yükletilmesine, 23/03/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.
YARGITAY 14. HUKUK DAİRESİ Esas : 2017/883 Karar : 2017/2532 Tarih : 30.03.2017
- HMK Madde 119 Dava Dilekçesinin İçeriği
Yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve dosya içeriğine göre, mahkeme kararı ve dayandığı gerekçeler usul ve yasaya uygun bulunduğundan yerinde olmayan temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edene yükletilmesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 30.03.2017 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
… İli, … İlçesi, … Mahallesi, 2471 Ada, 20 nolu Parselde paydaşlardan … payını 01.04.2011 tarihinde …`a satmış, davacılar … 4. Asliye Hukuk Mahkemesinde önalım hakkına dayalı tapu iptal ve tescil davası açmışlardır.
Mahkemece, tensip tutanağının 14. maddesi gereğince hangi davacı için kaç pay istenildiğinin açıklanması için verilen bir haftalık sürede bir açıklama yapılmadığı gerekçesiyle davanın Hukuk Muhakemeleri Kanununun 119/1-ğ ve 119/2 maddesi gereğince davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir.
Davacılar bu kez … 7. Asliye Hukuk Mahkemesinde açtıkları dava ile önalım hakkı nedeniyle satışa konu payın adlarına tescilini talep etmişlerdir
… İli, … İlçesi, … Mahallesi, 2471 Ada, 20 nolu Parselde paydaşlardan … payını 01.04.2011 tarihinde …`a satmış, davacılar yasada belirtilen süre içerisinde … 4.Asliye Hukuk Mahkemesinde önalım hakkına dayalı tapu iptal ve tescil davası açmışlardır. Mahkemece davanın açılmamış sayılmasına karar verildiğinden, davacılar bu kez … 7. Asliye Hukuk Mahkemesinde açtıkları dava da Türk Medeni Kanununun 733/4 maddesinde belirtilen üç aylık hak düşürücü süre nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.
Dava veya def`i; mahkemenin yetkili veya görevli olmaması veya düzeltilebilecek bir yanlışlık yapılması ya da vaktinden önce açılmış olması nedeniyle reddedilmiş olupta, o arada zamanaşımı veya hak düşürücü süre dolmuşsa alacaklı altmış günlük ek süre içinde haklarını kullanabilir. (TBK m.158)
Davacılar, … 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/125 Esas sayılı kararın kesinleştiği 10.09.2013 tarihinden sonra altmış günlük süre içerisinde 04.11.2013 tarihinde bu davayı açtıklarından Borçlar Kanununun 158. maddesi gereğince davanın süresi içerisinde açıldığının kabul edilmesi gerekir ( HGK 17.2.1954, 1/16-18 ).
Mahkemenin, davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmiş olması isabetsiz olup, dairemizin bozma kararı doğrudur. Sayın çoğunluğun onama kararına katılamamaktayım.